Loading...

Çalışmak Yorar

Evden kaçmak için yolu geçmeyi

yapsa yapsa bir çocuk yapar,

çocuk değil ki artık

bütün gün sokaklarda sürten bu adam

üstelik evden de kaçmıyor.

Hani yaz ikindileri vardır

meydanlar bomboş uzanır batan gün altında,

geçip gereksiz ağaçlarla bir bulvardan

durur yalnız adam.

Değer mi bunca yalnızlık, gittikçe daha yalnız olmak için?

Boştur yollar meydanlar yalnız gezildiğinde.

Oysa bir kadın durdurmalı

konuşup da birlikte yaşamaya inandırmalı,

yoksa hep kendisiyle konuşur insan. Bunun için de

kimi vakit körkütük olur geceleri

ve anlatır durmadan, anlatır yapıp edeceklerini.

Böyle ıssız meydanda bekleyerek

rastlanmaz elbette kimseye, ama dolaşırken sokakları

durduğu olur insanın şöyle bir.

Olsalardı iki kişi, başka olurdu ev

sokaklarda bile. Kadın olurdu, değerdi dolaşmaya.

Gece kimsecikler kalmaz meydanda.

Oradan geçen bu adam görmez

yararsız ışıklar içinden evleri

kaldırmaz artık gözlerini.

Kaldırımları dinler yalnızca

kendininkiler gibi nasırlı ellerin döşediği.

Doğru değil ıssız meydanda kalmak.

Mutlaka yolda olmalı o kadın

yalvarsan eve çeki düzen verecek.

- Cesare Pavese, Bütün Şiirlerinden Seçmeler

- Ona ne diyebilirdin?- Bilmiyorum..Üzgün olduğumu..Onun gibi olmanın nasıl olduğunu hiç bilemeyeceğimi ama ölmek istemenin nasıl bir şey olduğunu bildiğimi, gülümsemenin nasıl acı verdiğini, uymaya gayret edip de bir yere uyum sağlayamamanın, dışından kendine eziyet edip içindeki şeyi öldürmeye çalışmayı..

- Ona ne diyebilirdin?

- Bilmiyorum..Üzgün olduğumu..Onun gibi olmanın nasıl olduğunu hiç bilemeyeceğimi ama ölmek istemenin nasıl bir şey olduğunu bildiğimi, gülümsemenin nasıl acı verdiğini, uymaya gayret edip de bir yere uyum sağlayamamanın, dışından kendine eziyet edip içindeki şeyi öldürmeye çalışmayı..

Görüyor musun Leinei, tek ihtiyacımız, biraz sigara, bir fincan kahve ve biraz sohbet. Sen, ben ve 5 dolar..

Çünkü nerede olursam olayım -bir gemi güvertesinde, Paris’te bir sokak kahvesinde ya da Bangkok’ta- hep aynı sırça fanusun altında kendi ekşimiş havamda bunalıyor olacaktım…

Çünkü nerede olursam olayım -bir gemi güvertesinde, Paris’te bir sokak kahvesinde ya da Bangkok’ta- hep aynı sırça fanusun altında kendi ekşimiş havamda bunalıyor olacaktım…

Kendimi boş testi gibi hissettiğim gecelerden biri. Tahayyül edin. Kazınmış, huzursuz. Işıksız. İğrenme duygusundan bile yoksun. İnsan kendini böyle hissettiğinde intiharı bile düşünemez. Fikri oluşmaz. Kalk. Kaşın. Su iç.

- Charles Bukowski, Kaptan Yemeğe Çıktı

Yazdan kalma bir günden ya da çölde çay filminden..

Yazdan kalma bir günden ya da çölde çay filminden..

Yalnızdı, terk edilmiş, yokluğa savrulmuş, umutsuz.. Üstelik de üşüyordu; içinden gelen derin bir soğuktu bu. Onu hiçbir şey değiştiremezdi. Bu buz gibi ölüm hali onun mutsuzluğunun temeliydi ama yine de o duyguya her zaman sarılacaktı, çünkü varlığının çekirdeği oydu; tüm benliğini onun çevresine kurmuştu.

- Paul Bowles, Esirgeyen Gökyüzü

Kit elbisesini çekip kalçaları üzerine gelen yeri düzeltti, ” Ben gençken…” diye söze başladı.

” Ne kadar gençken?”

” Yirmi yaşımdan küçükken demek istiyorum. Hayatı sürekli hızlanan, hızını arttıran bir şey sanırdım; her yılla birlikte daha zenginleşecek, daha derinleşecek bir şey. İnsan giderek daha çok şey öğrenir, daha olgunlaşır, daha derin görüşler kazanır, hakikatin içine daha çok girer…” Sesine bir kararsızlık geldi.

Port birdenbire güldü. ” Ve şimdi anlıyorsun ki hiç de öyle değilmiş, ha? Daha çok, sigara içmeye benziyormuş. İlk birkaç nefesin tadı harika. Sonuna doğru eskiyeceği, kötüleşeceği insanın aklına bile gelmez. Sonra onu olağan kabul etmeye başlarsın. Birdenbire bakarsın ki, neredeyse filtresine kadar gelmişsin. İşte acılığını o zaman hissedersin.”

” Ama ben sonun yaklaşmasındaki o kötü tadın her zaman farkındayımdır” dedi Kit.

” Öyleyse sigarayı bırakman gerek.”

” Ne kadar adisin!” diye bağırdı Kit.

Port, ” Adi değilim!” diye karşı çıktı. İçkisini içmek için dirseği üzerinde doğrulurken neredeyse bardağını düşürüyordu. ” Mantıklı geliyor, öyle değil mi? Ya da… bence yaşamak da sigara içmek gibi bir alışkanlık. Hep vazgeçeceğim diyorsun ama sürdürüp gidiyorsun.”

” Sen bırakmak niyetinde değilsin gördüğüm kadarıyla.”

” Neden olayım? Ben sürdürmek istiyorum.”

” Ama her zaman öyle çok yakınıyorsun ki!”

” Yo, hayattan değil; yalnızca insanlardan.”

” İkisi birbirinden ayrılamaz.”

” Ayrılır bal gibi. Biraz çaba yeterli. Çaba, çaba! Neden hiç kimse çaba göstermiyor? ben bambaşka bir dünya hayal edebiliyorum. Yalnızca birkaç vurgunun yeri yanlış.”

- Paul Bowles, Esirgeyen Gökyüzü

+ Bonus video/belgesel

Beşinci Cadde’de yürümeye, kalabalığın arasından romantik kadınları seçip birkaç dakika sonra yaşamlarına gireceğimi, bunu bilen ya da kınayan tek kişinin bile çıkmayacağını hayal etmeye bayılıyordum. Bazen zihnimde, gizli sokak köşelerindeki apartmanlarına kadar takip ederdim onları; bir kapıdan süzülüp ılık karanlığa karışmadan önce dönüp bana gülümserlerdi. Kimileyin, koca kentin büyülü akşam alacasında, içime bezdirici bir yalnızlık çöreklenirdi, aynısını başkalarında da hissederdim: tek başlarına yiyecekleri akşam yemeğinin vakti gelene dek vitrinlerin önünde oyalanan, gecenin ve yaşamın bu en dokunaklı anlarını geçiştirmeye çalışan, zavallı genç memurlar.

- F.Scott Fitzgerald, Muhteşem Gatsby

İçimde olup bitenleri sana ya da başka birine doğru dürüst açıklayamam. Neden böyle olduğunu nasıl açıklayabilirim, kendime bile açıklayamıyorum ki. Fakat asıl mesele bu değil, asıl mesele açık: Benim çevremde insanca yaşamak imkansız, bunu görüyor ve hala inanmak istemiyor musun?

- Franz Kafka, Milena’ya Mektuplar