İthaka’ya doğru yola çıktığın zaman,
dile ki uzun sürsün yolculuğun,
serüven dolu, bilgi dolu olsun.
Ne lestrigonlardan kork,
ne kikloplardan, ne de öfkeli Poseidon’dan.
Bunların hiçbiri çıkmaz karşına,
düşlerin yüceyse, gövdeni ve ruhunu
ince bir heyecan sarmışsa eğer.
Ne Lestrigonlara rastlarsın,
ne Kikloplara, ne azgın Poseidon’a,
onları sen kendi ruhunda taşımadıkça,
kendi ruhun onları dikmedikçe karşına.
Dile ki uzun sürsün yolun.
Nice yaz sabahları olsun,
eşsiz bir sevinç ve mutluluk içinde
önceden hiç görmediğin limanlara girdiğin!
Durup Fenike’nin çarşılarında
eşi benzeri olmayan mallar al,
sedefle mercan, abanozla kehribar,
ve her türlü başdöndürücü kokular;
bu başdöndürücü kokulardan al alabildiğin kadar;
nice Mısır şehirlerine uğra,
ne öğrenebilirsen öğrenmeye bak bilgelerinden.
Hiç aklından çıkarma İthaka’yı.
Oraya varmak senin başlıca yazgın.
Ama yolculuğu tez bitirmeye kalkma sakın.
Varsın yıllarca sürsün, daha iyi;
sonunda kocamış biri olarak demir at adana,
yol boyunca kazandığın bunca şeylerle zengin,
İthaka’nın sana zenginlik vermesini ummadan.
Sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka.
O olmasa, yola hiç çıkmayacaktın.
Ama sana verecek bir şeyi yok bundan başka.
Onu yoksul buluyorsan, aldanmış sanma kendini.
Geçtiğin bunca deneyden sonra öyle bilgeleştin ki,
Artık elbet biliyorsundur ne anlama geldiğini
İthakaların.
- Konstantin Kavafis
- Güçlü ve bağımsız kadınlık timsali olmak ve hayatım bir erkeğin etrafında dönüyormuş gibi göstermemek için üzerimde korkunç bir baskı hissediyorum. Ama birini sevmek ve sevilmek benim için çok önemli. Sürekli bu konuda şaka yapıyorum ama hayatta yaptığımız her şey, biraz daha sevilmek için değil mi?
- Bilmiyorum. Bazen iyi bir baba ve iyi bir koca olmayı hayal ediyorum. Ve bazen cidden yapabilirmişim gibi geliyor. Ama diğer zamanlarda bu çok aptalca geliyor.. bütün hayatımı mahvedermiş gibi hissediyorum. Ve bu sadece bağlanma korkusundan ya da birini sahiplenip sevmeyi beceremeyeceğimden değil. Çünkü yapabilirim. Sadece, kendime karşı tamamen dürüst olduğumda bir şeyi çok iyi başardığımı bilerek ölmek daha çok hoşuma gider diye düşünüyorum. Yani, güzel ve sevgi dolu bir ilişkim olmasından daha çok, bir konuda mükemmel olmak hoşuma giderdi.
- Yaşlı bir adam için çalışıyordum, bir kere bana bütün ömrünü kariyerini ve işini düşünerek geçirdiğini söyledi. 52 yaşındaydı, ve aniden hiç kendinden birşeyler vermediğini farketti. Hayatı hiç kimse ve hiçbir şeye adanmış değildi. Bunu söylerken gözleri doldu. İnanıyorum ki eğer Tanrı diye birşey varsa....bizim içimizde değil....ne senin ne de benim...ama sadece şu aradaki küçük boşlukta olurdu. Bu dünyada büyü diye birşey varsa..birilerinin birşey paylaşmasını anlamaya çalışmakta olmalı.
Biliyorum, başarmak neredeyse imkansız....ama kimin umurundaki gerçekten? Cevap arayışta olmalı.
Hayri Beyefendi, bizim Hayri, sizin Hayri, dalgın Hayri…Ne kadar çok Hayri var. N’olur birkaçını yolda eksek. Herkes gibi ben de bir tek insan, kendim olsam.
- Ahmet Hamdi Tanpınar, Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Bir adam var. Ve zihnini, düşünceler sistemini kapatmak, iptal etmek, yok etmek istiyor. Böyle bir şey yapmasının nedeni, bütün bunlar açıkken kendini hiç bir zaman iyi hissetmemiş olması. Bu kadar basit mi? Evet! Sadece iyi hissetmek için bunları yaptı bugüne kadar? Evet! Her şeyi denedi mi hayatta, böylesi önemli bir kararı vermeden önce? Hayır! Peki aceleyle verilmiş yanlış bir karar olmadığına emin mi? Evet! Ama daha sadece yirmi dokuz yaşında. Geç bile kalmış!
Dünyayı reddinin nedenini belirleyebilmiş mi kafasında, yoksa o da kuşağının çocukları gibi sıkıntıdan mı girmiş bu işe? Nedenini biliyor. Sadece çağının çocuklarına değil, kimseye benzemiyor. Nedeni bir tane. Her şeyin, içinde her gün büyüyen sonsuzluğun nedeni bir tane. O da yaşadığı hayata uzaktan bakabilme yeteneği.
Kişinin öncelikle kendine uzaktan bakmasıyla başlayan daha sonra bütün hayatına, dostlarına yayarak keskinleştirdiği uzaktan seyredebilme yeteneği. Zaman içinde normal bir insanın yapması gerekenlere, bunu yaparken itaat etmesi gereken toplumsal, ahlaki ve yasal kurallara uzaktan bakabilme yeteneği. Ve Kayra, içindeki keşfettiği bu yetenekle kendini, sihirbazın numaralarının gerçek yüzlerini bilen ve eğlenemeyen bir çocuk gibi hissediyor.
Onu güldürmeye çalışan palyaçonun makyajının altındaki acılarını fark edebildiğinden gülemeyen bir çocuğa benziyor. Hayatın kulislerinde gezdiği için sahneden nefret eden biri gibi. Uzaktan bakabilmek olup bitenlere onu yaşayan değil, var olan değil, gören ve iğrenen haline getiriyor. Belli bir süre sonra iğrenmenin yerini duygusuzluk ve kayıtsızlık alıyor. Dünya üzerinde oynanan gündelik hayat oyununun kurallarını, onlara uymayacak kadar iyi tanıyor. Kadınları öperken gözlerini kapatmıyor. Bir usturayla kolunun üzerine yazı yazarken acı duymuyor, çünkü o anlarda kendini başkasının vücudundaymış gibi seyretmekle meşgul oluyor. Var olan her şeye uzaktan bakabildiği için hiçbirinin sihrine kapılamıyor. Ve gözleri gördüğü için hayatın arkasını, dünyanın o kadar da iyi tasarlanmış bir yer olmadığını biliyor. Ve uzaktan seyrettiği hayat ateşi onu ısıtmadığı için ”Zihnimi öldürürüm” diyor. Oysa uzaktan bakamayacağı bir herhangi biri ya da bir şey çıksa karşısına, hazır, ateşi nasırlaşmış, çıplak elleriyle tutmaya…
Ve milyarda bir görülen uzaktan bakabilme yeteneği Kayra’da var. Farkında olmadan geliştirdiği, bütün insanlığı yaşadığı hayattan vazgeçirecek kadar büyüttüğü bir yetenek. Dünyaya, Tanrı’ya, aşka, paraya, ideallere, her şeye uzaktan bakabilme yeteneğine sahip olmasından ötürü hayatı da gerçek değil. Gülerken kendisi değil. Öldürürken Kayra değil. Sadece bunları yapan 75 kiloluk bir et yığını. Bir beden. Hepsi bu. Kendine uzaktan bakan bir zihin.
Ve bu yeteneğinin yok olmayacağını bildiğinden, kendisini büyüleyecek kadar mükemmelleşmiş bir hayatın, böylesi bir yeteneğe sahip olanların bile uzaktan bakamayacakları, davetkar bir dünyanın gelmeyeceğini bildiğinden zihnini öldürmeye karar veriyor…
- Hakan Günday, Kinyas ve Kayra, Syf 319.